Herkese merhabalar. Bugün sizlerle hepimizin hayatının tam merkezinde duran, bazen uykularımızı kaçıran bazen de gelecek hayallerimizi süsleyen çok kritik bir konuyu derinlemesine konuşmak istiyorum: Ekonomi, gayrimenkul yatırımları ve değişen dünya düzeni.
Hepimiz çalışıyoruz, çabalıyoruz; bir ev almak, elimizdeki evi satıp daha iyisine geçmek ya da yaptığımız yatırımların kıymetlenmesini istiyoruz. Kendi çapımızda bir güvenli liman arayışındayız. Ancak ezbere bildiğimiz kurallar artık işlemiyor. O yüzden gelin, bugünün ekonomik labirentinden nasıl çıkacağımızı, paranın psikolojisini ve gelecek nesillere bırakacağımız asıl mirasın ne olması gerektiğini adım adım inceleyelim.
Bir gayrimenkul yatırımı yapmaya karar verdiğinizde, piyasaya gözü kapalı atlamadan önce netleştirmeniz gereken hayati unsurlar vardır. Öncelikle şu kuralı zihnimize kazımalıyız: Borç insanı öldürmez, ama yanlış bir ödeme planı insanı bitirir.
İnsanların bugün finansal olarak darboğaza girmesinin en büyük nedeni yüksek tutarlı borçlar değil, altından kalkamayacakları aylık ödeme yükümlülükleridir. Eğer bir ev almayı planlıyorsanız, ilk şart şudur: Arka planda yüksek faizli bir rotatif krediniz ya da birikmiş bir kredi kartı borcunuz olmamalıdır. Ana odağınız, ana krediniz sadece alacağınız gayrimenkul olmalıdır. Aksi takdirde, hayalini kurduğunuz o eve ulaşamamanın getireceği moral bozukluğu sizi yatırımdan tamamen küstürür.
İkinci altın kural ise düzenli ve kalıcı bir gelire sahip olmaktır. Eğer aylık düzenli bir nakit akışınız yoksa ve yaptığınız yatırımın kendisinden ya da hazırdaki birikiminizden yemeye başlarsanız, ne gayrimenkul ne de altın sizi kurtarabilir.
Son dönemde markete gittiğimizde veya bir hizmet satın aldığımızda “Fiyatlar ne ara bu kadar arttı?” diyoruz. Aslında son 25 yıldaki enflasyonist artışın büyük bir kısmı son 2-3 yıla sıkışmış durumda. Bunun temel bir sebebi var: Merkez bankalarının yarattığı parasal enflasyon (monetary inflation).
Ekonomik çarklar dönsün diye o kadar çok para basıldı ki, cebimizdeki kağıt paranın kıymeti buharlaştı. Piyasada para arzı artıp, paranın dolaşım hızı ya da üretim aynı oranda artmadığında, şirketler batma noktasına gelir, ayakta kalanlar ise fiyatları yukarı çeker. Bu denklemin faturasını ise her zaman orta ve dar gelirli vatandaş öder.
Bizim kültürümüzde gayrimenkul ile aramızda son derece duygusal bir bağ var. Geçmişten günümüze altın ve “tuğla” her zaman en güvenilir liman olmuştur. Ancak bugün bankaların kapısını çaldığınızda bambaşka bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.
Şu an bankaların konut kredisi faiz oranlarını incelediğinizde aylık %2,68’lerden başlayıp %3,15’lere kadar çıkan oranlar görüyoruz. İlk bakışta sadece bir rakam gibi gelse de, bunu yıllıklandırıp üzerine bankanın harcını, pulunu, masrafını eklediğinizde bankaların parayı ne kadar pahalıya sattığını fark ediyorsunuz.
Dünya genelinde ekonomik sistemin sürmesi için birilerinin borç alması, birilerinin de (ticari bankalar) bu parayı satması gerekir. Yüksek faizli dönemlerde ticari bankalar parayı Merkez Bankası’ndan ucuza alır, size ise oldukça yüksek bir kâr marjıyla satarlar. Bu yüzden gayrimenkul alırken hangi banka ile yola çıkacağınızı seçmek, en az evi seçmek kadar önemlidir.
Şu an 5 milyon TL’nin altındaki evler için teoride %90’a kadar kredi çıkabiliyor. Ancak pratikte işler öyle yürümüyor. Peki bankalar kime kredi veriyor?
Kredi Skoru: Kredi kartı borcunuzu son ödeme gününü beklemeden, elinize para geçer geçmez ödüyor musunuz? Banka sizin borcunuza sadık ve finansal olarak “umursamaz” olmadığınızı görmek ister.
Enerji Sınıfı ve Bina Yaşı: Özellikle AB Enerji Sınıfı (EKB belgeli) binalara ve kentsel dönüşüm riski taşımayan, donanımlı yeni yapılara kredi çok daha kolay çıkıyor.
İkinci Ev Kısıtlaması: Eğer halihazırda bir eviniz varsa, sistem “Sen barınma ihtiyacı için değil, yatırım için alıyorsun” diyerek size vereceği kredi oranını %75 oranında tırpanlıyor.
Burada çok önemli bir parantez açmak istiyorum. Bizim annelerimiz, babalarımız için hayattaki en büyük başarı bir ev bırakmaktı. Onlar için eve sahip olmak statü ve güven demekti. Ancak jenerasyonel farkları asla göz ardı etmemeliyiz.
Yeni nesil (Z kuşağı, Alfa kuşağı) için tuğlaya veya betona yatırım yapmak, bizim atfettiğimiz anlamı taşımıyor. Onlar için “mobilite” (hareket özgürlüğü) çok daha kıymetli. Gerekirse daha küçük ve mütevazı şartlarda yaşamayı, dünyayı gezmeye ya da dijital özgürlüğe tercih ediyorlar. Artık e-miras, dijital varlıklar ve kripto cüzdanları konuşuluyor.
Bu nedenle, dijital varlıklarla büyüyen bir neslin portföyünde Bitcoin veya kripto varlıkların olmaması imkansızdır. Geleceğin “dijital altınının” Bitcoin olduğu senaryosunu göz önüne alarak, 10-20 yıllık uzun vadeli bir yatırım portföyünün içinde en azından %15 – %20 oranında bu yeni nesil varlıkların da bulunması gerektiğine inanıyorum. Aksi takdirde, siz vefat ettikten sonra çocuklarınız yastık altındaki altınları ya da zar zor aldığınız o evi satıp dijital varlıklara yatırdığında şaşırmamalısınız.
Sadece iç piyasaya bakarak yatırım yapılmaz. Dünyada neler oluyor?
Dolar endeksi güçlendiğinde altının, gümüşün ve hatta borsaların aşağı çekilmesi kaçınılmazdır. Altın fiyatlarında zaman zaman gördüğümüz geri çekilmeler, güçlü doların bir sonucudur. Kağıt üzerindeki altın ile fiziksel altın arasında her zaman bir çekişme vardır; merkez bankaları yatırımcıların altını fiziki olarak çekip yastık altına atmasını istemez.
Bunun yanı sıra petrol ve bakır gibi emtialar bize geleceği söyler. Özellikle bakır fiyatlarındaki hareketlilik, küresel üretimin ve sanayinin nabzını tutar. İnsanların borsalardan paralarını çekip tahvillere (devlet borçlanma senetlerine) yönelmesi, piyasalarda bir “güvenli liman” arayışı ve ufukta beklenen bir durgunluğun (resesyon) ayak sesleridir. Yatırım yaparken bu makroekonomik verileri mutlaka okumalıyız.
Biraz da işin felsefesine ve psikolojisine girelim. Yatırım yapmak sadece rakamlarla değil, psikolojiyle ilgilidir.
Zenginin enflasyonu ile fakirin enflasyonu aynı değildir. Zengin, parasıyla “zaman” satın alır. Teşviklere, kredilere ve fırsatlara çok daha hızlı ulaşır. Orta ve dar gelirli ise “emeğiyle” çalışmak ve insan gücüyle o açığı kapatmak zorundadır. Bu durum aslında binlerce yıl öncesinin kölelik sisteminin modern bir versiyonudur.
Bu çarktan çıkmanın tek yolu yatırıma bugünden başlamak ve beynimizin bize oynadığı oyunları fark etmektir. Amigdala dediğimiz beynimizin o ilkel bölgesi, bizi sürekli korku odaklı kararlar almaya iter. “Eyvah fiyatlar uçacak, hemen bir ev almalıyım!” ya da “Çok üzgünüm, gidip alışveriş yapmalıyım.” Bunların hepsi zihninizin size kurduğu tuzaklardır. Kredi kartınıza bir “Adios Amigos” deyin ve sadece gerçekten ihtiyacınız olan yerlerde kullanın.
Kredi skoru ve bankalarla ilişkilerden bahsederken insanın kendini nasıl sunduğunun önemine değinmiştim. 2012 yılında yapılan harika bir psikoloji deneyi var: İki farklı gruba tamamen aynı “beyaz önlüğü” giydiriyorlar. Bir gruba “Siz doktorsunuz”, diğer gruba “Siz ressamsınız” diyorlar. Doktor olduğuna inananların dikkatinde, odaklanmasında ve ciddiyetinde inanılmaz bir artış görülürken; ressam olduğuna inananlar daha dağınık, daha rahat bir ruh haline bürünüyorlar.
Üzerinize giydiğiniz bir parça kumaş bile psikolojinizi ve dışarıya verdiğiniz mesajı bu kadar etkiliyorken, finansal olarak yarattığınız kimlik kim bilir hayatınızı nasıl şekillendirir?
Şunu asla unutmayın: Merkez bankaları ne kadar para basarsa bassın, siz ne kadar zengin olursanız olun, dünyada satın alınamayacak şeyler vardır.
Trilyoner olabilirsiniz ama kura ile girilen bir okula çocuğunuzu sokamazsınız. Karl Lagerfeld’in çok sevdiğim bir sözü vardır, meali şudur: “Ne giyersen giy, eğer ucuz bir karaktersen, ucuzsundur.” Ticaretten milyonlar kazanabilirsiniz, lüks araçlara binip havalimanlarında lounge’lardan fotoğraflar paylaşabilirsiniz ama eğer kendinizi geliştirmediyseniz, vizyonunuzu genişletmediyseniz o “varoş” zihniyetten asla kurtulamazsınız.
Bırakın gösteriş budalaları arabalarını, saatlerini paylaşsın. Siz kendinize yatırım yapın. Yapay zeka dünyayı ne kadar ele geçirirse geçirsin, insan zihni, iyilik, ahlak ve görgü her zaman en kıymetli varlık olarak kalacaktır.
Kendinizi geliştirme yolculuğunda her zaman sizi aşağı çekmek isteyenler olacaktır. Geçtiğimiz günlerde, tamamen ekonomik veriler ve eğitim sistemi üzerine düşüncelerimi paylaştığım bir mecrada, hemcinsim olan bir kadından sürdüğüm ojenin rengi üzerinden inanılmaz toksik ve aşağılayıcı bir yorum aldım.
Buna öfkelenmek yerine gerçekten çok üzüldüm. Kendi içinde ne kadar büyük bir mutsuzluk ve çatlama yaşıyor olmalı ki, enerjisini bir başkasının dış görünüşüne saldırmak için harcıyor. Sokaktaki insanlar gergin, herkes ekonomik krizin faturasını birbirine kesmek için saldıracak yer arıyor. Yetişkin zorbalığı (akran zorbalığının büyümüş hali) maalesef her yerde.
Ancak onlara sadece sevgi diliyorum. Kendi hayatınızı, çevrenizdeki bu negatif insanlardan beslenerek zehretmeyin. Hep ileriye bakın. Kadın, kadının kurdu değil; yurdu olmalıdır.
Yorulduğunuz, umutsuzluğa kapıldığınız günler mutlaka olacak. Zenginliğe ya da başarıya giden yolda kimsenin her günü güneşli geçmez. Ancak pes etmemek, öğrenmeye devam etmek zorundayız.
Önümüze bakacağız. Doğru ödeme planlarıyla, korkuya kapılmadan, matematiksel gerçeklere dayanarak emlak ve yatırım sepetimizi seçeceğiz. Sadece kendi geleceğimizi değil, çocuklarımızın finansal okuryazarlığını da bugünden inşa edeceğiz ki bizden sonra savrulup gitmesinler.
Bu ekonomik labirentte yolunuzu bulmanıza bir nebze olsun katkım olduysa ne mutlu bana. Lütfen araştırmaya, öğrenmeye ve kendinize yatırım yapmaya devam edin. Bilgiyi paylaşmak çoğaltır; bu yazıyı faydalanacağını düşündüğünüz dostlarınızla paylaşmayı unutmayın.
Kendinize, aklınıza ve paranıza çok iyi bakın. Sevgiyle kalın!
Daha profesyonel bir gayrimenkul danışmanlığı yolculuğunda bana katılın